TÜRKÇE

KAPADOKYA NASIL GEZİLMELİ

İşte Bugün Gazetesi’nden Zahide Bilsay’ın yazısı: “Geçmişte sınırları daha geniş olsa da günümüzde Kapadokya denildiğinde Nevşehir merkez olmak üzere Niğde, Kayseri, Kırşehir ve Aksaray dörtgeninin içindeki bölge anlaşılıyor

Türkiye’nin dünyada en çok tanınan yerlerinden biri. Doğa ve zamanın el ele verdiklerinde neler yapabileceğinin de kanıtı. Meydana gelmesi milyonlarca yıl almış ve tabiat ana burada muhteşem bir sanatçı olduğunu kanıtlamış. İnsan elinin değmesi ise bambaşka bir görünüm katmış. Bir kez gitmenin asla yetmeyeceği, her seferinde yeni bir sürpriz sunan ve kısaca anlatılamayacak Kapadokya’dayız. O yüzden bu yazıyı bir özet kabul edin.

Geçmişte sınırları daha geniş olsa da günümüzde Kapadokya denildiğinde Nevşehir merkez olmak üzere Niğde, Kayseri, Kırşehir ve Aksaray dörtgeninin içindeki bölge anlaşılıyor. Oluşum 60 milyon yıl önce, yerleşim Yontma Taş Devri’nde başlamışsa da yazılı tarih Hitit uygarlığından itibaren anlatıyor bölgeyi. Adını veren Persler olmuş, Kapadokya Pers dilinde “güzel atlar ülkesi” demek. Kimileri bu adı o dönemde en gözde yarış atlarının yetiştirildiği yer olmasına bağlıyor. İsmini antik çağda Kızılırmak’ın bir kolu olan “Kappadoks” nehrinden aldığını söyleyenler de var.

UNESCO listesinde

Hangisi doğru bilinmez. Bilinense bölgenin tüm medeniyetler arasında güç savaşlarına neden olduğu. Makedonlar Persleri yenmiş, derken Romalılar girmiş devreye.  M.S. 3. yüzyılda bölgeye Hıristiyanlar gelmiş ve Romalıların şiddetli baskıları sonucu bugün bizim biraz merak, biraz şaşkınlık ama bolca hayranlıkla gezdiğimiz yeraltı şehirlerini yaratmışlar, taşların içine kiliselerini oymuşlar. Bugün UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Kapadokya’da klasik rotayı izleyelim ve Göreme-Ürgüp çizgisini keşfedelim.

Mutlaka…

Ürgüp’ten Avanos’a gidin. Yol üzerindeki Devrent Vadisi farklı kaya oluşumlarıyla fotoğraf meraklılarının en sevdiği manzaralar arasında.

Hititlerden beri toprağa şekil veriliyor Avanos’ta. Hem Hititler hem de Frigyalılar tanrıların bu toprakları özenle yarattığına inanırlar, burayı büyülü bir yer olarak anlatırlarmış. Adını Selçukluların ünlü komutanı Evranos Bey’den alıyor. Bölgenin mimarisiyle uyumlu atölyelerde çömlek yapmayı öğrenebilir, seramik ve çinilerin rengârenk dünyasını keşfe çıkabilirsiniz.

 Avanos’tan Göreme’ye geçerken Çavuşin’e uğrayın. Vaftizci Yahya Kilisesi 5. yüzyıldan beri orada. Fresklerin bazılarıysa daha sonraki dönemlere ait. Kızıl Çukur’a doğru atın adımlarınızı. Meyve bahçeleri ve üzüm bağları tarihi yapıları çevreleyip size poz verdiğinde, gün sona erip de vadi kızıla boyandığında resim yeteneği olmadığına üzülüyor insan.

Ürgüp’e yukarıdan bakın

Milyonlarca yıl önce volkanik patlamalar sonucunda oluşan Kapadokya’nın en büyük ve en tanınan yerleşimlerinden biri Ürgüp. İlçe tek başına bir turizm işletmesi gibi çalışıyor. Eski taş evler, yüzyıllar öncesinde insanların yaşadığı ve uzun yıllar atıl kalan mağaralar restore edilip ülke turizmine kazandırılmışlar.

Asmalı Konak

 Önce Temenni Tepesi’ne çıkın ve Ürgüp’e yukarıdan bakın. Manzara akşamları daha da unutulmaz bir hal alıyor. Doğruluğu tartışılmakla birlikte tepedeki türbelerden birinin Selçuklu Sultanı 4. Rükneddin Kılıçaslan’a diğerininse Sultan 3. Alaeddin Keykubat’a ait olduğu anlatılıyor. Ürgüp’te en çok ilgi gören yerlerden biri de ünlü diziye adını veren Asmalı Konak. Burası aslında 19. yüzyıla ait bir Rum evi. Mübadele sırasında sahipleri de değişmiş. Bugün otel ve restoran olarak hizmet veriyor.

Birkaç kilometre uzaktaki Mustafapaşa’yı ya da eski adıyla Sinasos’u ziyaret edin. 19. yüzyılı yansıtan zarif taş işçiliklerine sahip evler büyük şehrin hoyrat mimarisiyle yorulan gözlere ve kalplere ilaç oluyor. Etrafta göreceğiniz kiliselerin bir kısmı Osmanlılar döneminde yapılmış. Eski çağlardan kalan Aios Vasilios ve Konstantin-Heleni kiliseleri ile 17. yüzyıl eseri olan Merkez Camii en yoğun ilgi gören tarihi yapılar. İçinden geçen deresi, kayalara oyulmuş kiliseleri ile Ihlara Vadisi’nin küçük boyutlardaki benzeri Gömeda Vadisi’ne gidin. Yeşilöz katettiğiniz yolun hakkını veriyor. Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi Kapadokya’nın en görkemli yapılarından biri ve değişik bir mimariye sahip.

Yeraltı şehirleri

Bölgede 40 kadar yeraltı şehri var. İnanması zor ama bazıları 20.000 insanı alabilecek büyüklükte. Yapılan çalışmalar yeraltı şehirlerini ilk olarak Hititlerin düşmanlarından korunmak amacıyla inşa ettiğini gösteriyor. Hiçbiri baştan savma yapılmamış. İnsanların tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek donanıma sahipler. Oturma, yatak ve erzak odaları, okulları, ibadethaneleri, mutfakları, askeri garnizonları, tuvaletleri, havalandırma sistemleri ve hatta ahırları bile var. Kapalı yerde kalma korkunuz varsa ya da eğilerek yürümekte zorluk çekiyorsanız alt katlara inmemenizi öneririm. İlk katı görüp ayrılın. Çünkü bazı yerlerde koridorlar çok dar ve alçak. Düşman bir şehri bulduğunda halk diğerine geçebilsin diye şehirler birbirine geçitlerle bağlanmış. Koridorlar labirent gibi, yolu bulmak neredeyse imkânsız. Korkmayın çünkü günümüzde aydınlatma da işaretleme de çok iyi.

Mimarlık tarihi müzesi Göreme

Kapadokya’nın merkezi Göreme. Aslında sadece birkaç bin kişinin yaşadığı belde turist akını nedeniyle inanılmaz kalabalıklaşıyor. Açık hava müzesine en yakın yerleşim birimi olması kaderini de etkilemiş ve 1980’li yıllardan itibaren hızla gelişmiş. Yüzyıllara yayılan tarzları bir arada görebileceğiniz Göreme’ye mimarlık tarihi müzesi olarak bakmak da mümkün. Hıristiyanlık öncesi döneme ait mezar odaları ile 7. ve 12. yüzyıllar arasındaki mimari üslupları yan yana görebilirsiniz.

En görkemli yapı

 Hıristiyanların yüzlerce kayayı oyup içlerine inşa ettikleri ibadethanelerin ve yaşam alanlarının bazıları harap durumda, bazılarıysa bakımdan geçiriliyor. Hepsini görme şansınız yok elbette ancak buranın en büyük ve en görkemli yapısı olarak kabul edilen Tokalı Kilise’yi ziyaret edin. En eski kısmı 10. yüzyıla ait olan kilisede yine aynı yüzyılda yapılmış freskler görmeye değer. Kapadokyalı Aziz George ya da daha aşina olduğumuz adıyla Aya Yorgi’yi tanımanız çok kolay. Tüm fresklerde beyaz atın üzerinde Hıristiyanlığın düşmanlarını temsil eden ejderha veya yılanları öldürürken tasvir edilmiş.

Otantik dükkanlar

 Yılanlı kilise bu fresklerden alıyor adını. Etrafta gördüğünüz kayaların içinde ve yerin altında sadece ibadet mekânları değil yaşam alanları da inşa etmiş insanoğlu. Geçmişte insanlara ev olan peri bacalarında bugün de yaşam olduğunu görünce sakın şaşırmayın. Göreme konaklama olanakları ile olduğu kadar, alışveriş keyfini yaşayabileceğiniz otantik dükkânlar bakımından da Kapadokya’nın en zengin yerlerinden. Sadece gün batımını yaşamayın, Göreme gün doğumu ışıklarıyla beraber bambaşka bir çehreye bürünüp masalsı bir atmosfer sunuyor. Bu manzarayı bir balon sepetinden seyretmekse hayatta yapılması gerekenler listesinde ilk sıralarda kendine haklı bir yer edinmiş.”

not: yazarımız anlattıklarıyla sadece kapadokyanın  belki onda 1 ini gezmiş.Avanos, Bağlıdere (aşk vadisi), Uçhisar, Ortahisar, yeraltı şehirleri, kiliseler, Ihlara vadisi …. bir çok yer atlansa da kendisine bu yazısından dolayı teşekür ediyoruz.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

goreme travel tips

%d bloggers like this: